18 Eylül 2017 Pazartesi

Zülfü Livaneli - Sevdalım Hayat




Zülfü Livaneli'yi insanlara karşı seviyesini ve mesafesini bozmayan saygılı duruşundan dolayı her zaman sevmişimdir. İlk kez bir romanıyla tanışmam üniversite döneminde "Mutluluk" kitabını okumamla olmuştu. Sonuçta besteci birinin çok da kayda değer bir kitap yazamayacağı gibi bir hatalı düşünceyle kitabı elime alıp, büyük bir takdirle bitirmiştim. O günden beri saygılı mesafesini sevdiğim Zülfü Livaneli'nin yazar kimliğini daha da çok sevdim. Bestelerindeki yenilikçi ve zamanının ötesinde melodileri, normalde tarzım olmasa da "Hey Özgürlük", "Gözlerin", "Yiğidim Aslanım" gibi bestelerini çok severim. Romanlarını, müziğini ve duruşunu sevdiğim birinin hayatını anlattığı eserini de çok severek okuyacağımdan emindim, öyle de oldu. Çok şaşırarak ve hiç tanımadığımı fark ederek, siyasi yönünü ve arkadaşlıklarını ilginç bulduğum, aksiyon dolu bir hayat öyküsüydü. Zülfü Livaneli sevenlerin ilgisini çekmiş olduğuna eminim, ziraa kitap yeni bir yayın değil ben biraz okumakta geç kaldım.

Türkçenin çok iyi kullanıldığı, eğlencelik değil doyurucu bir kitap okumak isteyenlere tavsiyemdir.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu




Stefan Zweig'ın okuduğum ilk kitabı "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" oldu. Kitap okumaya meraklı biri olarak çok geç tanıştığım bir yazar olduğu için üzgünüm,  daha erken keşfetmiş olmayı dilerdim. Kitabından ziyade ben yazarın hayatından ve yaşama bakış açısından etkilendim. Birinci ve İkinci dünya savaşı döneminde yaşamış bir yahudi olarak, yanlız kalmış ve yıpranmış bir ruh haliyle 1942 yılında eşiyle beraber hayatlarına son vermişler. Ruh halindeki bu hassasiyetin kitaplarına yansıdığına inanıyorum. 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu isimli kitabında, ölmek üzere olan bir kadının hayatının aşkına yazdığı ve bütün yaşananları anlattığı bir mektuptan karşılıksız aşkın çok farklı bir halini anlatmış. Novella türünde yazılan bu mini romanda, okudukça yok artık bu kadar da olmaz dedirten duygular olsa da genel olarak yazım şekli hoşuma gitti. Yine de kitapla ilgili yazılan kritiklerdeki kadar da bayıldığımı söyleyemem. Bazen sadece yazarının popüler olması nedeniyle insanların beğenmek zorunda hissettiklerini düşünüyorum. Yazarın başka kitaplarını da okudum, daha çok beğendiğim kitapları da oldu, ama bu kitabı belki çeviriden de kaynaklı olarak baş yapıt muamelesi görecek kadar muhteşem değil. Kısa sürede okunabilecek, aşk romanı okumayı sevenleri mutlu edecek biraz eğlencelik bir kitap.

Bu aralar çok güzel kitaplar okuyorum, belki de talihsizliği burdan kaynaklanıyordur.

5 Eylül 2017 Salı

Eliz 2 Yaşında


Bal yanaklı güzel suratlı kızım iki yaşına girdi 26/08/2017 tarihinde. Ben de o günün cumartesi olmasını fırsat bilerek aile içinde minik bir kutlama organize ettim. Sadece büyük anneler ve büyük babalar ve bir de teyzesi vardı. Bir sürü irili ufaklı oyuncaklar aldık, hepsini tek tek açtı oynadı çok mutlu oldu bebeğim. Zaten balonlar ve süslemeler hemen ilgisini çekmişti, bir de pasta üfleyince mest oldu. Bu arada pastanın mumlarını söndürebileceğini pek tahmin etmiyordum ama büyük bir zevkle üfleyip söndürdü. Bu sene, geçen seneki gibi bir party hazırlamadık, sadece Elizi mutlu etmeye yönelik şeyler düşündük. Dışarı da kutlamaktansa evde olmak hem benim için kolaylık oldu hem de Elizi istediğimiz gibi özgürce dans ettirdik, oyuncaklarını kurcalamasına yardımcı olduk, eğlendirdik. Bu fotoğrafta mutlu ailemizden bir anı olsun burda.


12 Haziran 2017 Pazartesi

Son Dönemde İzlediğim Yabancı Diziler

Vodafonered'in vermiş olduğu 3 aylık ücretsiz Netflix üyeliğimin suyunu çıkartırcasına ve hunharca dizi izliyorum. Çocukla nasıl vakit bulduğum konusuna da şöyle bir açıklama getireyim, dizileri özellikle Netflix'in indirilebilir içeriklerinden seçiyorum, izlemek istediğim bir kaç bölümü telefona indirip izledikten sonra siliyorum. Böylece işe gelip giderken, öğle aralarında internetimi harcamadan rahatça dizi izleyebiliyorum. Üyeliğimin bitmesine 1 ay kaldı sanırım o yüzden panik halindeyim:) Ücretli üyeliğe geçer miyim bilmiyorum çünkü çok fena bir hastalık bu ama çok da zevkli  o yüzden kararsızım. Neden özellikle Netflix derseniz, türkçe dublaj özelliği olması, indirilebilir içerikleri ve diziye kaldığın yerden devam edebilme özelliği en büyük avantajları. Bu küçük reklam arasından sonra(!) izlediğim dizilere geçebiliriz.

Cable Girls




Netflix orjinal dizilerinden biri. 1920lerde Madrid'de geçen dizinin konusu, ulusal telefon şirketinde çalışan bir grup kablo kızının arkadaşlık ve aşk ilişkileri. Dönem dizisi olması ilk ilgimi çeken şey oldu, giysiler çok zarif, binalar dekor çok güzel, konusu da gayet akıcı ve entrika dolu, daha ne olsun:) Çıtır çerez bi dizi, ilk sezonu çekildi, ikinci sezonu merakla bekliyorum. 

Black Mirror




Bu diziden haberi olmayan bir ben kalmışım galiba, ben de duydum ve çok çok çok beğendim. Her sezonunda 3 ve ya 4 bölüm olan ve bölümleri birbirinden bağımsız bir film dizisi diyebiliriz. 50-60 dakikalık kısa filmler aslında bunlar ve hepsi insanın hayal gücünü zorlayan, teknolojik ve bilim kurgu öğeleri içeren ama asıl amacı bugünkü düzenin karanlık yanlarını gelecekte geçen bölümlerle eleştiren bir distopya. Her bölümü farklı bir eleştiri. Eğlencelik değil düşünmelik (!) bir dizi.

Masters of Sex



Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkan dizilere ilgim var ve bu dizi de hem dönem dizisi olması hem de gerçek bir hikayeye dayanması nedeniyle ilgimi çekmişti. Konusuyla ilgili bilgiyi alıntı yapıyorum: 

"1957-1990 yılları arasındaki bir dönemi konu edinen dizi cinsel yaşam konusunda araştırmalar yapan Dr. William Masters (Michael Sheen) ile Virginia Johnson (Lizzy Caplan)'ın başından geçen olayları konu alıyor. Toplumun cinsel konularda utangaç kaldığı bu yıllarda, insanların kafasındaki katı düşünceleri değiştirmeye çalışmaktadırlar. İşinde başarılı bir jinekolog olan Dr. William Masters o yıllarda kadın ve erkeğin seks sürecinde yaşadığı tepkimeleri araştırmaktadır. Başlangıçta hayat kadınlarını bazı testlere tabi tutar. Zamanla işi geliştirerek Virginia Johnson ile birlikte durumu bilimsel bir araştırma haline dönüştürmek ister ve hastaneye taşınır. Seksin tabu olarak görüldüğü o yıllarda Dr. Masters'ın işleri umduğu gibi gitmez ve çalışmaları sapıklık olarak nitelendirilir."

İlk sezonunda erotik sahneleri vardı evet ama sonraki sezonları hiç de o şekilde değil, gerçekten çok başarılı oyunculuklar var ve konusu çok güzel ve akıcı. Çıtır çerezlik bir dizi daha diyorum kısacası. Netflixte 3 sezonu var, diğer sezonları Dizipub'dan izliyorum. Tavsiye ederim.

The Mick


Bu dizi Netflixte yok o yüzden bunu da Dizipub'dan izledim. Kız kardeşi ve eşi yurtdışına kaçınca yeğenlerine bakmak zorunda kalan hafif serseri ama çok eğlenceli teyze ve 3 yeğeninin eğlenceli hikayesi olarak özetleyebilirim. Günün sonunda yorgunluğunuzu alacak bir komedi. Bölümleri yayınlanmaya devam ediyor.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Eliz'in İki Yaş Sendromu Atakları



Her anne gibi ben de iki yaş sendromunu tadacaktım ancak bizimki biraz erkenci davrandı ve daha iki yaşına girmesine 3 ay varken biz çoktan farkına varmadan belirtilerini yaşamaya başlamışız bile. Ağlama krizleri, herşeye hayır demesi, uyku düzensizlikleri, bir çok şeyi kendisinin yapmak istemesi gibi sorunları olabildiğince idare etmeye çalışırken, beni annesi olarak en çok üzen konuyla yüzleşmek zorunda kaldım. Yemek yemiyor! Evet çocuk bildiğiniz yemek yemiyor. Sadece ekmek yemek istiyor, onun dışında en sevdiği şeyler olan köfte, patates, gece sütü gibi şeylerin hepsini ama hepsini terk etti. Ve ben çocuğuna dışarıda paket halinde satılan gıdaları olabildiğince vermemeye çalışan biri olarak, kendi ellerimle çocuğuma gidip çubuk kraker ve kakaolu süt aldım ki gece aç yatmasın diye. İnanılması güç ama çubuk krakeri yiyip üstüne de kakaolu sütün yarısını içince çok mutlu oldum. Düşünün o noktadayız. Şuan itibariyle bir kiloya yakın zayıfladı. O kadar üzgünüm ki kelimelerle tarif edemiyorum. Bu yazının herhangi birine bir faydası olacağını düşünerek değil, sadece içimi dökmek ve (İnşallah) bu günler geçtiğinde tekrar okuyup, hiç bir şey için fazla üzülmemek gerektiğini çünkü çocukların çok çabuk huy değiştirip sonra eski hallerine geri döndüğünü görmek için yazıyorum.

Sabah kahvaltısında simit ve salatalık, öğle yemeğinde pilav, akşam yemeğinde yine pilav yiyor ya da hiç bir şey yemiyor. Meyve falan hak getire ki aslında tatlı bir meyve olan karpuz geçen yaz favorisiydi. Eliz zaten 9 aylıktan beri kendi yemeğini kendi yemek gibi bir inada sahip, kesinlikle benim elimden hiç bir şey yemez. O nedenle günlük verdiğim D vitaminini ya da arada bir verdiğim çinko ve vitamin şuruplarını gece sütüne karıştırarak verirdim. Artık bu ihtimal de gitti, Allah korusun çocuk ateşlense ateş düşürücü vermekten aciz bir haldeyim. Zorla ağzına sok kaşığı çaresizsen, diyebilirsiniz. Tabi ki denedim ve sonuç tam bir kabus oldu. Hepsini tükürüp üstüne kustu! Kandıramıyorum çocuğumu, önce parmağıyla kontrol ediyor yiyecekleri sonra da dilinin ucuyla tadına bakıyor. Son üç haftadır et, süt, yoğurt, meyve ve sebze olmadan yaşıyor. Aklımı kaybetmek istemiyorum ama kendimi gerçekten çok çaresiz hissediyorum. Özellikle sütü de bıraktıktan sonra bende devreler yandı. Benim gibi yemek sorunu yaşayan ve sonra herşeyin normale döndüğü bir dönem geçiren birileri var mıdır acaba?

27 Mart 2017 Pazartesi

Haftasonu Kaçamağı ESKİŞEHİR




İzmirden molasız 4,5 saat, molayla 5,5 saat mesafede haftasonunuzu dolu dolu geçirebileceğiniz çok güzel bir alternatif Eskişehir. Aslında en az 2 gece kalınmayı hak eden bir şehir ama bizim gibi sadece hafta sonunuzu ayırabilecek imkanınız varsa bile gitmeye değer. Bizim şansımız yanımızda Eskişehirli arkadaşlarımızın olmasıydı, ancak olmasa bile yürüyerek bir çok yere kolaylıkla ulaşılan nokta atışı hedefleri rahatlıkla bulabilirsiniz. Bol gezmeli bol yemeli bir haftasonu geçireceğinizi garanti ediyorum.

Cumartesi sabahı saat 7:30'da İzmir'den yola çıktık, kahvaltı için adresimiz Salihli'de yol üzerinde benzinlik yanında konumlanmış olan Vira Balık Restorantdı. Havanın çok güzel olmasından faydalanarak, güzel dekore edilmiş bahçesinde açık havada kahvaltı ettik. Kahvaltısı efsane değildi ama gayet lezzetliydi. Kahvaltı sonrasında içtiğimiz kahveler on numaraydı. Yol üstünde fazla alternatif olmadığını düşünürsek bence tercih edebileceğiniz bir mekan .



Kütahya üzerinden Eskişehire varıp önce otele giriş yaptık. Bizim tercihimiz Divan Otel Express'ten yana oldu. Gayet şık, güzel ve yeterli bir oteldi. Şehir otellerinde odalar zaten çok büyük olmuyor genelde ama odamıza da küçük diyerek haksızlık yapmak istemiyorum. Dekorasyon ve banyo konusuda da benim beğendiğim bir otel oldu. Konum olarak karşısında büyük bir Özdilek alışveriş merkezinin olması, merkezi noktalara yürüyerek ulaşabildiğimiz halde yine de gürültünün içinde olmaması, nispeten daha nezih bir semtte bulunması yine hoşuma giden özellikler oldu. Otelle ilgili tek eleştirim özel otoparkının olduğu belirtildiği halde, Özdilekle ortak açık otoparkının olmasıydı.

Otel fotoğrafları internetten alıntıdır.

Valizlerimizi bıraktıktan sonra taksiyle ilk hedefimiz olan Odun Pazarına gittik. Meşhur Atlıhan, Balmumu Müzesi ve Kurtuluş Müzesi bu bölgede hepsi yanyana. Gününüzün büyük çoğunluğunu bu bölgede geçirebilirsiniz. Odunpazarı Eskişehirin ilk yerleşim yeri, Osmanlı örneklerini görebileceğiniz kıvrımlı dar sokaklar, arnavut kaldırımları ve cumbalı evleriyle çok güzel fotoğraflar yakalayabileceğiniz bir merkez.



Biz kısa bir turun ardından ilk olarak Balaban kebabının tadına baktık. Gayet lezzetli ve doyurucu bir kebap. Fotoğraf internetten alıntı ancak bizim yediğimiz de tam olarak böyleydi. Atlıhanın tam karşısındaki kebapçıda yedik, ismini hatırlamıyorum. Çok farklı bir lezzet mi? Hayır ama köfteyi kim sevmez ki:)


Yemeğin ardından müze gezilerine başladık ziraa müzeler 17:00 de kapanıyor ve haftasonu olduğu için bütün müzelerde yoğunluk mevcuttu. Özellikle Balmumu Müzesinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Kuyruğa girmekten vazgeçmeyin yaklaşık 15-20 dakika içinde içeriye girmiş oluyorsunuz. Büyükerşeni yeteneği ve vizyonu için çok tebrik ediyorum. İtiraf etmem gerekirse bir Madam Tussaud değil tabiki, bazılarını ben pek benzetemedim mesela, ama yine de çok güzel, gezerken ülkemizde olmasından gurur duyduğum bir müzeydi. Mutlaka gidin görün derim.





Cam müzesi yine aynı bölgede, güzel bir hanın içinde, cüzzi bir ücretle kısa sürede gezebileceğiniz bir müze. Hanın bir odasında  bebek yapım kursunun sergisi vardı. Sergiye ba-yıl-dım. Çok profesyonel gözüken ama amatörlerin ellerinden çıkma işlerdi. Destekleniyor olmaları çok güzel.




Kurtuluş Müzesi, İnönü Savaşları sırasın İsmet İnönünün kaldığı Konakmış. Sonrasında restorasyon çalışmalarıyla müze haline getirilip, Kurtuluş savaşı zamanında çıkan gazetelere, o dönemin kahramanlarına ve olaylara ait bilgilere ulaşılabilen bir müzeye dönüştürülmüş.





Yukarıdaki fotoğrafta tavandan sarkan künyeler, savaş zamanı şehit olmuş askerlerin anısına hazırlanmış künyeler, dekoratif amaçlı kullanılmış.


Müzeden çıkmadan önce Atatükle birlikte ölümsüz bir anınız olması için güzel bir fotoğraf çekilme odası tasarlanmış. Eskişehirdeki en güzel anım bu fotoğraf oldu.

Müze gezilerini bitirdikten sonra Atlıhanda kahve molası verdik. Hanın giriş kapısının kenarında küçük taburelere oturarak, yeni çekilmiş Türk kahvesini içip bir yandan da acaba neler alsam diye düşündüm:) Ziraa burası hediyelik eşya cenneti. Üst katı da alt katıda dükkanlarla dolu çok canlı bir yer. Yine fotoğrafım alıntı maalesef, ama biz gittiğimizde daha kalabalık ve canlı durumdaydı. Magnetler, küpler ve yüzükler , hediyelikler derken bayağı zaman geçirdik. Lüle taşından küpe almayı tercihe ettim ben, ama aklım 99luk uzun tesbihlerde kaldı.


Alışverişten sonra yürüyerek Porsuk çayının kenarına indik, Adalar bölgesinde biraz gezdikten sonra fazla oyalanmadan karnımızı doyurmak için rota değiştirdik.


Öncelikle meşhur Karakedide boza içtik. Ben normalde bozayı pek sevmezdim ama Eskişehirin bozası gerçekten daha değişik ve güzeldi. Biraz daha yoğun kıvamda ve lezzeti biraz aşureyi andırıyordu
Alıntıdır.
Bozadan sonra meşhur Papağanda çi börek yemek için şansımızı denedik ama o kadar çılgıncasına bir sıra vardı ki vazgeçip B Planımız olan  Pino'da hamburger yedik. Ev yapımı fast food tarzı hamburgerinde ben klasik olanına değil ama Ekstra menülerine bayıldım. Hamburgerin üstüne de birer Çi Börek yiyelim diyecek kadar gözü dönmüş grubumuz Papağanda yiyemediği çi böreği Tren Garının karşısında, önümüze ilk çıkan Çi Börekçide yedi. Bence Eskişehirde yediğiniz bişeyi pek beğenmeme şansımız yok, her şey lezzetli ve en önemlisi ucuz:)



Bu kadar yiyip içtikten sonra Otele gidip biraz dinlenip üzerimizi değiştirdikten sonra tekrar kendimizi dışarı attık. Eskişehire giderken temkinli olun, gündüz çok sıcak olmasına rağmen gece gayet serindi.

Fotoğraflar alıntıdır.

Varuna Memphis bizim otelimize yakın, meşhur 222 gece kulubünün karşı çaprazında yol üstünde bir mekan. Gecemizin çok uzun bir bölümünü burda geçirdik. Gayet nezih bir ortamdı, çalışanlar çok nazikti ve herşey çok lezzetliydi. Çok güzel bir gece geçirdik, kesinlikle tavsiye ediyorum. Çıkışta 222'ye uğramadan geceyi bitirmeyelim dedik. İçerisi canlı müzik, clup ve türkü barın bir bahçede konumlandığı bir kompleks. Bahçe kısmına giriş ücretsiz. Sonra girmek istediğiniz kısım için ayrı ücret ödüyorsunuz. Ortamı beğendik ama eğlenip tepinecek gücümüz kalmadığı için başka bir sefer uğramaya karar vererek otelimize geri döndük.

Ertesi gün, otelde kahvaltı ettik, kahvaltı çok başarılıydı. Daha sonra soluğumuzu yine Adalar bölgesinde aldık.  Bir önceki gün hakkını veremediğimiz Porsuk çayı tam bir Venedik olmuş gerçekten. Bu sefer hakkını vererek dolaştık, bol bol fotoğraf çektik. Sonraki kahve molamızı da Venedik Pastanesinde verdik. Fazla bişey anlatmama gerek yok pastanın fotoğrafını ben çektim, sonra da hepsini yedim:) 





Porsuk Çayında Gondola binmeden dönmek olmazdı, biz de rezervasyonumuzu yaptırıp sıramızı beklerken meşhur Met helvasından aldık, adını yanlış hatırlamıyorsam Eriş'ten aldık. Hediyelik paketleri de mevcut, siz de almadan dönmeyin.



Goldol turu iyi ki yaptık dediklerimizden oldu. 10 dakika sürüyor ve 4 kişi 25 TL. Bol bol fotoğraf ve video çektiğimiz, bol gülmeli çok zevkli bir gezi oldu. Keşke daha uzun süreli olanlarını yapsalar. Alternatif olarak hızlı motorlar da var, onlar da güzel görünüyor ama Goldol turu çok ayrı bir ambiyans.


Oburiksler olarak bir sonraki durağımız tavuk dürümü meşhur Donas oldu. Bu kadar ucuz, büyük ve lezzetli bir dürüm ben görmedim duymadım. 5,5 TL'ye sonunu bitiremediğim bir dürüm yedim. İçinde patates kızartması da var, zaten tavuk oranı çok az ama bence asıl numarası lavaşında. Katmer hamuru gibi çok lezzetli bir lavaşı var, tavsiye edilir efendim.


İzmire dönüş saatimiz yaklaşıyordu ve biz çok üzülüyorduk. Gitmeden Sazova Parkını ve meşhur Şatosunu çok kısa da olsa görmek istedik. Bütün gezimiz boyunca Büyükerşeni sürekli takdir edip durmuştum ama Sazova Parkını görünce ve oranın eskiden bataklık olduğunu öğrenince çok daha fazla saygı duydum, darısı İzmirin başına.



Biz Şatonun içinde kısa bir gezinti yapıp bir kaç fotoğraf çektirdik. Ama aslında çocuklar için çok güzel bir yer, içinde masal odaları olan Şatoda çocuklar için belli saatlerde turlar düzenlenip masalları görsel olarak anlatıp canlandırıyorlar. Parkın geneli zaten çocuklu aileler için çok uygun. İnşallah bir gün kızımızı da alıp birlikte tekrar gideriz.


Biz Eskişehiri çok sevdik; öğrenci şehri oluşunu, genel insan profilinin çok saygılı ve taşkınlıktan uzak davranışlarını, hizmet sektöründe çalışanların çok güler yüzlü olmasını, taksicilerin para üstünü cebine atmak yerine aşağıya yuvarlamaya çalışacak kadar duyarlı olmasını, yemeklerinin lezzetli ve ucuz olmasını, ulaşımdaki kolaylığını, yapılan hizmetlerin uzun vadeli ve kalıcı olacak şekilde planlanmış olmasını ve Büyükerşenin vizyon sahibi projelerini çok sevdik. Aklımızda kalan ve tekrar gelmek için bahanemiz olan yerler için umarım arayı fazla açmak zorunda kalmayız.

Bize bu gezimizde eşlik eden, gezimizi güzelleştirip aynı zamanda kolaylaştıran canım arkadaşım Bukete ve eşi Erdeme burdan tekrar teşekkür ediyorum.

Sevgiler...

22 Mart 2017 Çarşamba

Ne İzledim? La La Land




Uzun zaman sonra pazar gecesi, Elizi uyuttuktan sonra, uykusuz kalmayı göze alarak film izlemeye karar verdik. Soundtrackini beğendiğim La La Land oldu tercihimiz. Rayn Gosling zaten Notebook filminden beri çok severek izlediğim bir aktör, ama bu filmin yıldızı bence Emma Stone olmuş. Hem eğlenceli hem romantik hem de nostaljik bir filmdi,tam olarak bana hitap ediyordu. Ama yine  de filmin ilk yarısından sa ikinci yarısı daha ilgi çekiciydi. Çekim açıları ve müzikler çok başarılıydı. Rayn yine gayet güzel aşık olmuştu:) Bence bu adam hiç aksiyon falan çekmesin hep aşık olsun:) Konusundan burda uzun uzun bahsetmek istemiyorum, Beyaz Perdenin çok güzel bir yazısı var okumanızı tavsiye ediyorum. Hem teknik açıdan hem de izleyici gözüyle filmi çok iyi analiz etmişler, üstüne bir söz söylemeye gerek yok. Tavsiye ediyorum, iyi seyirler..                          

10 Mart 2017 Cuma

İstanbul Kırmızısı ve Sen Benim Hayatımsın Kitap Yorumu




İstanbul Kırmızısı Ferzan Özpeteğin hayatının İstanbuldaki kısmını anlattığı ilk kitabı. Daha sonra yayınlanan Sen Benim Hayatımsın kitabında ise hayatının Romadaki kısmından bahsediyor. Ben biraz ters davranıp önce ikinci kitabı sonra birinci kitabı okudum ama zaten kitaplar kendi içinde bile olay sırasına göre ilerlemediği için hiç sorun olmadı.

Ferzan Özpetek filmlerini seven ve ilginç bulan biri olarak aslında kitaplarından da beklentim daha yüksekti itiraf etmeliyim. Olay kurgusu olmadan parça parça anektodların aktarıldığı, gerçek bir hayat hikayesi olduğunu bilmenin verdiği ilgiyle kendini okutan, ancak yazım dili olarak fazla başarılı bulmadığım bir seri oldu. Konular ilgi çekici ama olay örgüsü yok, bu da okurken kopukluk hissi yarattı bende. Bu durum iki kitap için de geçerli.

Kitapları tek tek değerlendirmem gerekirse İstanbul Kırmızısı Ferzan Özpeteğin hayatının İstanbuldaki kısmını anlattığı ilk kitabı. Kitap iki kısımdan oluşuyor; bir kısmında ailesinden ve çocukluk arkadaşlarından bahsediyor. Diğer yarısında ise yurtdışından turistik amaçla gelip bir şekilde İstanbulda planladığından daha fazla kalan ve başına ilginç olaylar gelen Anna'dan bahsediyor. 

Sen Benim Hayatımsın kitabında ise Romadaki hayatından, arkadaşlarından ve şunada evli olduğu eşinden bahsediyor. Ben bu kitabı, İstanbul Kırmızısına göre daha fazla sevdim. Anektodlar daha ilginçti, Romayı Ferzan Özpeteğin gözüyle dinlemek daha zevkliydi. Aşk daha fazlaydı:) Yine dağınık yazılmış kronolojisi olmayan bir kitaptı ama yazım dili İstanbul Kırmızısına göre daha iyiydi.

Sonuç olarak okuduğuma asla pişman olmadığım iki kitaptı ancak yine de ben derim ki Ferzan Özpetek film çeksin, kitap yazmak için fazla kasmasın:)

11 Ocak 2017 Çarşamba

Paulo Coelho / Casus



Paulo Coelho'nun yazım tarzını her zaman sevmişimdir. Ben olay örgüsüne çok takılan, olayların hızlı gelişmesini bekleyen bir okur değilim. Yazım dili, insan ve olay tasvirlerinin ilginç olması da beni çok mutlu eder. Bu nedenle bu kitabı alırken klasik bir Coelho yazım tarzıyla karşılaşacağımı düşünerek, hayal kırıklığına uğrama ihtimalimin düşük olduğunu düşünerek aldım. Önceden belirtmeliyim ki fazla bir hayal kırıklığına da uğramadım ancak, yazım şekli beni pek mutlu etmedi açıkçası. Daha çok olay örgüsüne dayanan bir roman yazmış yazar ama olayların akış sırası ve parçalanmış anlatım biçimiyle biraz tekliyerek ilerleyen bir akış olmuş. Kısacası bildiğimiz Coelho tarzında değil de popüler kitaplar tarzında yazılmış. Konusunun ilginçliği nedeniyle okunabilir, ancak satın almak için başka tercihleriniz olabilir.

28 Ekim 2016 Cuma

Örgü Kaktüs Yapımı



İnstagramda ve Youtube'da Duygunun Diy Günlüğü isimli bir sayfayı takip etmeye başladım, kendin yap projelerinden hoşlanan herkese tavsiye ediyorum. Duygu sayesinde bir gecede hemen yapılabilecek çok kolay bir kaktüs ördüm ve sizlerle paylaşmak istedim. Çok basit bir şekilde anlatmaya başlıyorum. Benim ipim bonbon ipin koyu yeşil rengi. Bu ipin kalınlığı çok fazla olmadığı için ve ben kaktüsümün tok durmasını istediğimden ipi iki kat yaptım ve 16 ilmek atarak örmeye başladım. Bir ters bir düz örüyorsunuz hepsi bu:) İstediğiniz uzunluğa geldiği zaman şişi çıkarıp ilmeklerin arasından bir parça ip geçirerek büzerek kapatıyorsunuz. Sonrasında kenarlarını dikip içine elyaf yada pamuk dolduruyorsunuz. Tepe kısmına ben kırmızı keçesen üç farklı boyda çiçek kesip üst üste dikerek kaktüse sabitledim.



İkinci ördüğüm kaktüse bir de dal ekledim aynı mantıkla. Tercih sizin. Kaktüsüme saksı olarak Elizin mama kavanozlarını kullandım. Etrafındaki kağıdı çıkarıp akrilik boya ile kalp ve yıldız figürü yaptım, kenarlarına asetat kalemiyle noktalar yaptım. Kavanozun içine çakıl taşı koydum, bir tanesine de deneme amaçlı toprak tonlarında kurdele koydum. Kurdele de farklı bir hava kattı denemenizi tavsiye ederim. Çok fazla anlatılacak bişey yok aslında. Bir ters bir düz örün dikin doldurun ve sonra seyredin:)

Sevgiler...



26 Eylül 2016 Pazartesi

İzmirde Butik Pasta Önerisi



Eliz'in doğumgünü için ne yapsak diye düşünürken işe önce pastadan başlamaya karar verdik. Hem pastası lezzetli hem süslemeleri profesyonel hem de zamanında mekana teslim yapan bir yer arayışa girdik. Gözüme bir kaç yer kestirsem de mekana teslim konusunda sıkıntı yaşadık. En sonunda aradığım üç kritere de uyan Gülümseten Fırında karar kıldık. Ben kendisine instagram adresinden ulaştım, sonra whatsup yazışmalarıyla detayları konuştuk ve hiç sorunsuz bir süreç yaşadık. İzmirde yaşayanlar için küçük bir tavsiye olsun istedim. Sevgiler..